BİR HALK: SÜRYANİLER

Serçe, çalıdan çırpıdan yuva yapar kendine. Yuvasının çevrenine sarmaşıklarla duvar örer. Süryaninin yuvasına çomak sokalı ömürler geçti. Serçelerin hayatımızda büyük yeri vardır. Bunlar tabiatta hep insanoğluna yakın yerlerde yaşarlar. Hanelerimizin neşe
BİR HALK: SÜRYANİLER

Serçe, çalıdan çırpıdan yuva yapar kendine. Yuvasının çevrenine sarmaşıklarla duvar örer. Süryaninin yuvasına çomak sokalı ömürler geçti. Serçelerin hayatımızda büyük yeri vardır. Bunlar tabiatta hep insanoğluna yakın yerlerde yaşarlar. Hanelerimizin neşe kaynağıdırlar. Bazen sabah balkonumuzda, bazen yolda yürürken bir ağaçta, bazen de sahilde otururken yanıbaşımızdaki çalılıklarda karşılaşırız. İnsan hayatının ayrılmaz bir parçasıdır. Muhacir değildirler zira göç etmezler.

Türkiye’de Süryaniler mevzubahis olduğunda, hep sahipsiz bir serçe aklıma gelir. Hayatının her döneminde çekingendir Süryani. Sahipsizdir! Çünkü daha doğduğu ilk günden itibaren kulağına korku fısıldanır. Kelimerde yaşanmış korkular gizlidir. Sözcüklerde hep gözyaşı vardır. Kanayan kırılmış hayatlar kalpleri acıtır. Ve anılarda hep karabasanlar uyanır. Şafakta gelen aydınlığın hep hüznü vardır. Bu yüzden, yıkılmış hayatlardan doğan gözyaşlarını birer birer toplamak istersin. Mürekkebi kurutan yaşanmışlıklar dilim dilim sabahınıza akar çünkü.

Yıl 1981 ve aylardan Temmuz. Cuntanın operasyonları sebebiyle İstanbul’da kalmanın olanaksızlığındaydım. Turabdin diyarı Midyat’a gittim. 45 derece güneşin altında bir kaç hafta kaldım. Köyleri gezdim.

Mesela, Mzizah köyünde Meryem’i buldum. Daha 3 yaşını yeni doldurmuştu. Hep annesi Şmuni’nin sırtında. Şmuni bağda çalışırken Meryem de hayata annesinin omuzlarından bakar. Ela gözleriyle annesiyle yarışa girer. Minik ve pamuk elleriyle annesi gibi topraktan bir şeyler toplamaya çalışır. Ancak suskunluğu, bağın kenarından yükselen ‘Fıllıh’ sözcüğü bozar. Meryem, kendisine yaklaşanları görünce ani bir hareketle annesine doğru koşar. Zira Fıllıh sözcüğünde kan ve gözyaşı vardır. Tarih kokar! Bunu 3 yaş bilir, hisseder. Meryemin gözleri, bir kitap olur.

Kartmin köyünde Şabo’ya rastladım. 80’nine dayanmıştır. Hiç kimsesi kalmamıştır bu topraklarda. Kendine bakmakta artık zorlanmaktadır. Yeniden de yurtdışına, Almanya’ya çocuklarının yanına gitmemek için direnir. ‘Kabrimi, Turabdin kokan bu toprakta istiyorum’ der. Çocuklarını, yürek ve hüzün kokan sözcüklerle anlatır: ‘Hergün sabah tam 09’da, postaneden erkek çocuğuma telefon açtırıyorum. 4 kez çaldırıyorum. Erkek çocuğum cevaplarken, onun sesinden iyi olup olmadığını anlıyorum ben’, der. Hasretin katmerleşmiş halini hergün yaşar. Anlatırken, gözleri uzaklara dalar.

Zaz köyünde, bir haneye gidersin. İstanbul’dan geldiğimiz için ‘öğrenci’ derler. 12 Eylül’ü anlatırsın, askerin zulmünü, eziyetini.. Süryanilerin de bir olmasının, birlikte olmasının ehemmiyetine değinirsin. Örgütlenmek gerektiğini anlatırsın. ‘Erkek çocuğum, aman dikkat et. Burada yerin dahi kulağı vardır. Sana kötülük ederler’ der ve seni sıcak sevgileriyle savunurlar. Kötülükten esirgerler. Gece mum ışığında otururken, ansızın dışardan geçen gölgeden ürkerler. Sabaha kadar, yalnız bırakılan hayatları dinlersin.

Serçe, çalıdan çırpıdan yuva yapar kendine. Yuvasının çevrenine sarmaşıklarla duvar örer. Süryaninin yuvasına çomak sokalı ömürler geçti. Kovdular, dövdüler, küfrettiler, muhacir ettiler. ‘Kılıç artığı’ idiler, kalan mülklerine de ‘kılıç hak’kı olarak el koydular. ‘Gavurun malı helaldir!’ nasıl olsa. Avlanması ’hak’ olan bir serçeydi zira. En büyük imtiyazları göç etmiyorlardı ancak zorla muhacir eylediler! Topraklarında Meryemler, İştarlar ve Temmuzlar gülmüyor artık. Sevdasına uzak kalanların öyküsüdür Süryani olmak. Tohumlar aynı toprağa düşmüyor. Toprak, özlemle sulanıyor. Bir eksiksiniz. Sevinebilirsiniz...!

Yorumlar

Yorum yazabilmek için giriş yapın. Henüz kayıt olmadıysanız yeni hesap oluşturun.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!